geri

315.dönem asteğmenler veda yazısı

06/08/2007

Bizler bilmedik...

Bir bilinmezliğe geldik biz. Kınalar yakıldı, gözyaşları döküldü ardımızdan. Sevenlerimiz, sevdiklerimiz ellerini sallarken çaresizce, isyanın damlasını bile görmedik gurur dolu gözlerinde. Biz de başı dik girdik bu bilinmezliğin kapısından. Soğuktu... Çok soğuktu… Karanlıktı yatağımıza giden o uzun yol. Tedirgin gözlerle etrafı süzdük birbirimizi bilmeden. Yorgun ve düşünceliydik o geçmek bilmeyen gece boyunca. Uyku bize haramdı. Geçmişimizi, geleceğimizi, ardımızda bıraktıklarımızı düşünürken sabah oluvermişti. Ýlk gecemizin sabahında kan çanağı uykulu gözler “Bu da geçer” şarkısının en acıklı halini söylüyordu aynanın karşısında. Bense hala bilmiyordum. Biz olduğumuzu bile bilmiyordum. Zor geçen ilk günler bildikçe daha çabuk geçer olmaya başladı. Benim hayatım bizim hayatımıza dönüşürken sıkıntılarımızı alıp götürüyor hatta eğlenceli bir yere dönüştürüyordu ilk günün o soğuk, karanlık yollarını.



Onlar bilmediler...

Biz geceleri sızlayan ayaklarımızı ovardık beraberce. Yorgun sırtlar sıvazlanır; havaya boş boş bakan, bunalmış gözler görüldüğünde eline bir bardak çay tutuşturulurdu altmış dört yürek sıcaklığında. Yatağımıza uzanıp yanık türkülerimizi söyler, dinlerdik bizim. Bilmezdim banyoda şarkı söylemenin bu denli zevkli olduğunu, o yolu geçmeden önce. Yolun ötesinde hayat devam edermiş eskisi gibi. Boğazda balık tutarmış insanlar, elele gezermiş sevgililer. Geceleri çalan müziğin ritmine kaptırırlarmış kendilerini sabahlara dek. Doğduğum yer buram buram çay ve fındık kokarmış yine. Bizim memleketimiz cennet gibiymiş hala. Unutmuşum...

Yolun ötesine bakıp yalnız ve unutulmuş hissederdik kendimizi. Çok yakın ve bir o kadar uzaktı insanlar. Ýçeri sıkışmış, kapana kısılmış gibiydik. Elele verip otururduk beraberce. Türküler sarardı bizi, alıp gider yalnızlığımızı uzaklara, selam götürürdü sevdiklerimize. Ne biz o yolun ötesini bilirdik, ne de ötedekiler bizi.

Sizler bilmediniz...

Biz bir umudu paylaştık günlerce. Acıyı, kederi, mutluluğu paylaştık. Ýlk günler her biri başka tempo tutan adımlar kantin yolunda bile aynı atılır oldu. Þişeler için aranan bardaklar unutuldu zamanla. Bir şişe hepimizin oldu. Her şişe bizim oldu.

Ben burada gördüm altmış dört kişiden bir kişinin nasıl yaratıldığını. Altmış dört yüreğin bir amaç için nasıl çarptığını. Yoklamadan önce arkadaşının üstü başı nasıl düzeltilir, yorgun ayaklar akşamüzeri futbol sahasında nasıl eğlenir, burada gördüm ben.

Günler günleri kovaladı sonra ve biz başardık. Biz bilmiyorduk, siz bilmediniz, onlar hala bilmiyorlar. Ama biz başardık!

Kısacık bir zamana sıkıştırılmış koca bir hayat yaşadık biz. Daha önce adını bile duymadığımız bir yerde memleketin her yanından gelmiş altmış dört genç en güzel, en acıklı türkülerini söyledik bu memleketin, yorgun Ýstanbul akşamlarında.

Giderken bir dolu paylaşılmışlık bırakıyoruz ardımızda. Koridorlarda yankılanan her birimizin sesi.

Ayrılık nasıl da zor şimdi. Bir daha nerede görürüz birbirimizi? Ama bilirim ki nerede görsek devam ederiz kaldığımız yerden türkümüze.

- Oğlum sen ne yapıyorsun?, diyorlar.
- Yazıyorum, diyorum her zamanki gibi.

Ben mi? Ben çarşıya o efsanevi not defteriyle çıkan çocuk. Ama beni boş verin. Çarşıya biz beraber çıkardık çünkü...

Follow me on Twitter

yorumlar Disqus aracılığıyla sunulmaktadır